Enerji Bakanı: Küresel enerji krizi ‘tüm krizlerin anasıdır’

Ahmet Yılmaz

Türkiye Enerji Bakanı, ABD ve İsrail’in İran’a karşı savaşı nedeniyle Hürmüz Boğazı’nda yaşanan krizin, enerji rotalarının çeşitlendirilmesinin önemine işaret ettiğini ve dünyayı yeni bir enerji yapısı oluşturmaya zorlayacağına işaret ediyor.

Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Al Jazeera Arabic’e verdiği özel röportajda, İran’ın misilleme olarak boğazı kapatmasının yol açtığı krizin etkilerini ele alarak, mevcut küresel enerji krizini “tüm krizlerin anası” olarak nitelendirdi.

Önerilen Hikayeler

3 öğenin listesilistenin sonu

Bayraktar, Türkiye’nin enerji ve altyapı alanındaki büyük yatırımları, Asya ile Avrupa arasındaki coğrafi konumu ve bölgesindeki petrol ve doğal gaz rezervlerinin varlığı sayesinde, özellikle “Mavi Akım” ve “TürkAkım” olmak üzere iki önemli boru hattına ev sahipliği yapması nedeniyle enerji alanında bölgenin önemli bir ülkesi haline geldiğini savundu.

Bakan ayrıca Ankara’nın, yeterli stratejik enerji rezervine sahip olması ve gaz depolama tesislerinin yüzde 72’si doluyken, Avrupa’nın sadece yüzde 28’i dolu olması nedeniyle krizi atlatmaya çok uygun olduğunu da belirtti.

Ancak Bayraktar, artan petrol ve doğalgaz fiyatlarının hâlâ devlet bütçesine yük getirdiğini, petrolün varil fiyatındaki 1 dolarlık artışın Ankara’ya yaklaşık 400 milyon dolara mal olduğunu söyledi.

Aşağıda El Cezire’nin Türk bakanla küresel enerji krizini tartışan röportajının metni yer almaktadır. Uzunluk ve netlik açısından düzenlenmiştir:

Al Jazeera: 28 Şubat’tan bu yana Körfez bölgesi ve Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gerginlikler nedeniyle tüm dünya acı çekiyor. Enerji tedariği ve güvenlik açısından mevcut durumu nasıl görüyorsunuz?

Bayraktar: “Krizlerin anası” diyebileceğimiz bir dönemden geçiyoruz. Dünya, son 50 yılda, Kovid-19 sonrası kriz ve Ukrayna-Rusya savaşı sonrasında yaşananlar gibi pek çok petrol krizine tanık oldu ancak bu kriz, bunların en büyüğü gibi görünüyor. Buna rağmen dünyanın bu tür krizlere karşı bağışıklık kazandığını düşünüyorum. Geriye dönüp baktığımızda son 20 yıla baktığımızda krizlerin yeni normal haline geldiğini görüyoruz.

Mevcut durum şu: Dünyanın günlük 103 milyon varil petrole ihtiyacı var ancak dünyanın en önemli petrol geçiş yolu olan Hürmüz Boğazı’nın kapatılması nedeniyle arz şu anda sınırlı. Yaklaşık 20 milyon varillik açık var ve dünya buna çözüm arıyor.

Ateşkesin bugün (Çarşamba) başlamasıyla birlikte petrol fiyatlarının düşmeye başlamasıyla birlikte durumun düzeleceğine dair umudumuz arttı, boğazda seyrüseferin yeniden başlamasıyla durumun daha da iyileşmesi bekleniyor. Umudumuz kalıcı bir barışa ulaşmaktır.

AJ: Bu kriz enerji arz haritasında nasıl bir değişikliğe yol açabilir?

Bayraktar: Krizin merkez üssü Hürmüz Boğazı ve bu alanda dikkat çekmek istediğim iki husus var.

Birincisi, Suudi Arabistan’da petrolünü doğudan batıya taşıyan son derece önemli boru hattıdır. Bu sayede krallık, petrolünün büyük bir kısmını Kızıldeniz’e ve oradan da küresel pazarlara taşıyabiliyor.

İkincisi ise Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki 1,8 milyon varil petrolü Fujairah limanına taşıyan boru hattıdır.

Bu boru hatları olmasaydı durum nasıl olurdu bir düşünün? Bunu söylüyorum çünkü çeşitlilik her zamankinden daha önemli; o olmasaydı dünya çok daha yıkıcı bir krizle karşı karşıya kalırdı. Öğrendiğimiz en önemli ders, krizin bizi yeni bir enerji mimarisine doğru ilerlemeye zorladığıdır.

AJ: Mevcut şokun yayılmasını, hızını ve etkisini nasıl görüyorsunuz? Daha da kötüleşecek mi?

Bayraktar: Umarım kriz daha da kötüleşmez ve şu anda herkes krizin bir noktada durmasını bekliyor, ateşkes de bu beklentiyi güçlendirdi.

Kriz Doğu’da da Batı’da da farklı yansıyor. Batı’da şu anda fiyatlar üzerinde bir etki görülüyor, Doğu’da da arz sorunları var, yani hem arzda hem de fiyatlarda sorun var.

Dünya artık krizin ekonomik etkilerini hissetmeye başlıyor. Şu anda Batı’da arz sorunu yok gibi görünse de artan fiyatlar herkesi etkiledi.

Bugün fiziki teslim için bir sevkiyat almak isteseydiniz varil başına 140 dolar ödemek zorunda kalacaktınız ve bu fiyat daha da 200 dolara kadar çıkabiliyordu. Bu elbette en kötü senaryodur.

Böyle bir senaryoda küresel ekonomi, ulusal ekonomilerin daralması ve enflasyonun yükselmesiyle birlikte yeni bir resesyona girebilir. Ne yazık ki bu durumun sonu tüm dünya için yıkıcı olabilir. Dolayısıyla bu durumun bir an önce son bulmasını herkes arzu ediyor, ateşkesin kalıcı barışa yol açmasını umuyoruz.

AJ: Türkiye’nin alternatif enerji koridoru olma yolunda hızla ilerlediği söylenebilir mi? Peki enerji merkezi olma hedefini güçlendirdiğini düşünüyor musunuz?

Bayraktar: Enerji güvenliğinin üç boyutu içerdiğini belirterek başlamak istiyorum: Arz güvenliği, talep güvenliği ve ulaşım güvenliği. Bununla ne demek istiyorum? Türkiye gibi Avrupa gibi enerji konusunda dışa bağımlı bir ülkede arz güvenliği temel bir konudur. Suudi Arabistan, Katar, BAE gibi ülkeler için öncelik talep güvenliği.

Mesela bu konu, koronavirüs salgını sırasında bazı ülkelerin petrol almayacaklarını açıkladığı dönemde gündeme geldi ve talep güvenliği onlar için hayati hale geldi.

Şimdi enerji güvenliğiyle ilgili çok önemli bir konu ortaya çıkıyor. Talep var, arz var ama ulaşımda güvenlik var mı? Hürmüz Boğazı kapalı olduğundan ulaşım da sağlanamıyor.

Suudi Arabistan, Katar, BAE gibi ülkeler “Biz üretiyoruz, tedarikimiz hazır” derken, Asya’daki alıcılar “Gazı gönderin” diye bekliyor ancak malzeme Hürmüz Boğazı’ndan çıkamıyor. Demek istediğim, enerji güvenliğinin tüm boyutları kritik öneme sahiptir.

Türkiye’de uzun yıllardır boru hatları, depolama tesisleri ve çeşitlendirme stratejileri de dahil olmak üzere büyük altyapı yatırımları yapıyoruz. 86 milyon nüfuslu ve tamamı elektriğe ihtiyaç duyan 34 milyon araçlı ülkemizde enerji güvenliğini sağlamak öncelikli hedefimizdir. Dolayısıyla yatırımlarımız öncelikli olarak bu ihtiyaçların karşılanmasına yöneliktir.

Ayrıca bu yatırımlarımız, coğrafi konumumuz ve bölgemizdeki dünya standartlarında petrol ve doğal gaz rezervlerinin varlığı sayesinde bölgenin lokomotif ülkesi haline geldik. Rusya’dan gelen ve doğal gaz aldığımız Mavi Akım ve TürkAkım olmak üzere iki büyük boru hattımız var. Ayrıca Türkiye’ye biri Azerbaycan’dan, diğeri İran’dan olmak üzere iki gaz giriş noktamız var.

Ayrıca birçok noktada doğal gaz depolama tesisleri kurduk, Avrupa’ya bağlanan boru hatlarımızın kapasitesini artırdık ve son dönemde Kilis üzerinden Suriye’ye gaz sağlamaya başladık. Entegre ortaklıklarımız sayesinde komşularımızla elektrik, doğalgaz ve petrol altyapısına yoğun yatırımlar yaptık.

Bu altyapı sayesinde artık 80 milyar metreküp civarında doğal gaz Türkiye’ye deniz yoluyla veya boru hatlarıyla taşınabiliyor.

İç tüketimimizi aşan bir absorbe kapasitemiz var ve bu fazlalık bize bunu komşularımıza, ardından Bulgaristan ve Yunanistan üzerinden tüm Avrupa’ya satma fırsatı veriyor. Bu bölgenin gaza ciddi bir ihtiyacı olduğu için bu durum bizi otomatik olarak enerji sisteminde merkezi bir konuma getiriyor.

AJ: Bu krizin ışığında bölgeye yönelik önerileriniz neler?

Bayraktar: Bu kriz ışığında bölgeye enerji sisteminde yeni bir yapı oluşturulması gerektiğini vurguluyoruz. Teknik ve ticari açıdan uygun yeni tedarik hatları bulunmalıdır.

Üç teklifimiz var.

Birincisi, Türkmen gazının (Türkmenistan’dan) Hazar Denizi üzerinden Türkiye’ye ve Avrupa’ya taşınması, yıllardır tartıştığımız bir teklif ve vazgeçilmez bir projedir.

İkincisi, (Irak-Türkiye) petrol boru hattının Türkiye, Irak ve dünya pazarları için hayati önem taşıyan Basra’ya kadar uzatılması.

Üçüncüsü, Katar’dan Türkiye’ye, Suudi Arabistan, Ürdün ve Suriye’den geçen doğal gaz boru hattının inşası çok büyük, son derece gerekli, teknik ve ticari açıdan uygulanabilir bir projedir.

Dünyanın ve bölgenin yapması gereken en önemli şey enerji altyapısını çeşitlendirmek, bizim de çeşitli altyapı projelerini hayata geçirmemiz gerekiyor. Bunlar, küresel anlamda yaşadığımız enerji krizini hafifletecek önemli proje önerileridir.

AJ: Türkiye ekonomisi son enerji krizinden nasıl etkilendi?

Bayraktar: Petrolün varil fiyatındaki 1 dolarlık bir artışın bize maliyeti yaklaşık 400 milyon dolar. Bu da tüketimin büyük olduğu büyük bir ülke olduğumuz için mali yükün çok büyük olduğu anlamına geliyor.

Mali açıdan konuşursak, eğer petrol fiyatları bu yıl ortalama 100 dolar civarında istikrar kazanırsa, petrol ve yakıtın bize ek maliyeti muhtemelen en az 13 ila 14 milyar dolar arasında olacak.

Doğal gazın maliyeti ise 7 ila 10 milyar dolar arasında olabilir. Türkiye’ye ek yük getirecek bir meseleden bahsediyoruz.

Şu anda mevcut duruma göre kısa ve orta vadede herhangi bir risk görmüyoruz ancak bu durumun ne kadar süreceğini, farklı gelişmelerin olup olmayacağını veya arzda daha fazla azalma olup olmayacağını bilmiyoruz.

Mevcut ateşkesin kalıcı bir barışa dönüşmesi ve fiyatların makul seviyelere dönmesi durumunda etkisinin sınırlı olacağını düşünüyoruz.

AJ: Yeterli stratejik rezerviniz var mı? Peki acil durum planınız nedir?

Bayraktar: Doğal gazda depolama tesislerimiz yüzde 72 doluyken, Avrupa’da bu oran yalnızca yüzde 28’dir. Hem arz güvenliğini hem de fiyatlamanın maliyet ve ekonomik etkisini dikkate alarak doldurmaya devam ediyoruz.

Ham petrol depolama tesislerinin ise yüzde 50’den fazlası şu anda dolu. Petrol ihtiyacımızın sadece yüzde 10’u Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor, bu da yönetilebilir bir oran.